Yolunda Olmak
Herkes bir şekilde bir şeyin peşinden yürür gider. Kimi sevdalısının kimi aşkın peşinden. Kimi dünyasını mamur eder, kimi
Reklam
Kar360 köşe yazarı
Herkes bir şekilde bir şeyin peşinden yürür gider. Kimi sevdalısının kimi aşkın peşinden. Kimi dünyasını mamur eder, kimi
Sonbaharın, türlü renklerin âdeta bir eğlence, bir cümbüş dahilinde birbiriyle ahenkle iç içe olduğu, meyve ve sebzeleriyle bol
Bu yazımda, 26 Eylül Türk Dil Bayramı vesilesiyle, Türk dili ve kültürünü yaşama ve yaşatma bilincine ermiş bir
Sonbahar mevsiminde, bağbozumu demindeyiz. Bağbozumu dediysek bağın talan edilmesi değil, bağdaki ürünlerin hasat edilmesidir meselemiz. Sonbaharda bağ denince
Her eğitim öğretim yılının bilhassa başlangıcında hatırladığım “Ziller Çalacak” başlıklı bir şiir vardır. Bu şiir, hayatını eğitim ve
İnsan hem zaman devri daimlerinde hem de kendi içinde de duyguları itibariyle dönüp durmaktadır. Bir hâlden başka bir
Yolculukları severim, hemen harekete geçmeyi çok da beceremesem de. Keli bazında anlam yolculuklarına çıkmak benim için daha kolay
Fuzulî, “Arızun yâdıyla nemnâk olsa müjgânum n’ola/ Zâyi’ olmaz gül temennâsıyla virmek hâre su” der Su Kasidesi’
İstikrar sahibi olmak güzeldir. Ama güzellik için bu özellik asla yeterli değildir.Çünkü istikrar sahibi olmak kadar, ondan
Ömrü olana ne vakitler gelip ne vakitler geçiyor. Daha dün etraf duman çiçekti; çiçekler meyveye durdu. Meyve olanlar,
Sanatçı; varlığı, olayları, olguları, hayatı, evreni kavrayış ve algılayış bakımından diğer insanlardan farklı bir konuma sahiptir. O, diğer
Dünyanın aynı su kaynağında yıkanıyoruz; su, birimizi serinletip feraha erdirirken birilerimizi fena hâlde yakıyor, “Yandıkça yandım, bir su
Yaz, yılın dört bölümünden, mevsiminden biri. Yıl evinin odalarından bir oda. Ayrı bir işlevi ve güzelliği vardır evdeki
Niyetler iyi olsa bile neticeler her zaman iyi olmaz. Her ne kadar “Niyet hayır, akıbet hayır” denmişse de
Antalya’da, Serik’te iki lise öğrencisinin mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’e, topa vurur gibi tekme
Gün saat saat, yıl mevsim mevsim. Ayları hesaba katmadım daha. Asırlar koskoca birer çınar. Yıllar, onların kolları mesabesindeki
Söze, birkaç soruyla başlayalım. Değer nedir, değerli olan nedir? Bir şeyi değerli kılan nedir? Değerli olanı değersiz kılan
“Takı taluy takı müren/ Kün tuğ bolgıl kök kurıkan” yani “Daha deniz, daha ırmak / Güneş tûğ (bayrak) olsun,
“Türkçem, benim ses bayrağım” demişti büyük usta, Türkçenin yakın dönem söz sultanı, merhum Dağlarca, “Türkçe Katında Yaşamak” adlı
İnsanız; bilmediğimizi bilme, öğrenme, öğrenmek için araştırma, araştırmak için gezip görme, okuyup anlama nimeti ve çabası içerisindeyiz. Yabancısı
Ümit ve âli himmet insanı Üstat Bediuzzaman Said Nursi, Sünuhat adlı eserinin “Rüyada Bir Hitabe” başlıklı bölümünde şöyle
Hep bir koşuşturmaca içeresindeyiz, dur durak bilmeden, ara vermeden. Hep gidiyoruz bir yerlerden bir yerlere. Bizden nice parçalar
“Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var.” der Şair Ataol Behramoğlu. Evet, dünyaya geldik, her dem öğrenme eylemindeyiz; hayat boyu
İletişim, toplum hayatı yaşayan varlıklar için önemli bir meseledir. Varlıklar âleminin en şereflisi olma payesi verilen insan için,
Hemen belirtelim ki hukuka aykırı fişlemeler evrensel hukuk kaideleri gereği, yapanları suçlu kılar. Hukukçulara göre TCK’nin 135.
“Savaştayım elli yıldır/ Ömrüm geçti boşalt, doldur/ Anlamadım bu ne hâldir// Birgün silah çatamadım/ Suları ıslatamadım” Bu dizeler,
“Açık konuşuyorum,” dedi “varsın gidiyorlarsa gitsinler. Bizler de üniversiteyi yeni bitiren doktorlarımızı istihdam ederiz. Biz asistan doktorlarımız ile
Zeytin, yangınlardan sonra bile yeniden yeşererek hayatta kalabilen, hayat bağlılığını inatla sürdürebilen bir ağaçtır. İsmi, Akdeniz efsanelerinde “Ölmez
“Hastane önünde incir ağacı” dizeleriyle yürekleri burkan türküyü dinlemeyenimiz yahut Kanunî Sultan Süleyman’ın “Muhibbî” mahlasıyla yazdığı “Halk
“Bu nasıl bir derttir dermanı yoktur/ Bedenimde değil ruhumda sızı/ Görünmez bir yara acısı çoktur/ Bedenimde değil ruhumda
Sevgi, hoşgörü ve gönül insanı Mevlâna düne çakılıp, takılıp kalmanın insana bir şey kazandırmayacağını, insanın yönünü, bakışını geleceğe,
“…Bu kâinatta hayır-şer, lezzet-elem, ziya-zulmet, hararet-bürudet, güzellik-çirkinlik, hidayet-dalalet birbirine karşı gelmesi ve
Kâinat var olma iradesini kendisi ortaya koyarak var olmadığı gibi küçük bir kâinat olan insan veya diğer varlıklar
Dünyanın binbir türlü hâli var. Her gün yepyeni bir güne uyanıyoruz yepyeni olaylarla. Gün geçtikçe yaşanan olayların ikircikli
Birçoğumuz her gün ağaçların, bitkilerin, çiçeklerin, otların yanlarından geçiyoruz, bazılarını da çiğneyip gidiyoruz. Ama onların varlıkları, var oluş
Hayatı, eşyayı, varlıkları, olayları, olguları akıl, idrak ve vicdanımızın yanı sıra duygularımızla anlama ve kavrama yoluna gideriz. Bu
İnsana, Yüce Yaratıcı tarafından nimetlerin en büyüğü olarak beyin, akıl, düşünme ve idrak etme nimetleri verilmiş. Kainattaki diğer
Geçen haftaki yazımızda devlet ve hükûmet kavramlarının anlam katmanlarına değinmiş ve bu iki kavramın birbirinden çok farklı anlamlara
Kelimelerin anlamını bilmez, kavramların kapsam alanını çizmez ve düşünmezsek ibarelerimiz, anlatmak istediğimizi yeterince ve doğru biçimde anlatmaz; bunun
“Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir.” derler. Bu, âlim-âlem kelimeleri arasındaki ses yakınlığından öte, âlemi insanların âlimler vasıtasıyla
Fıkra bu ya. Adamın biri besicilik yapıyormuş. İneklerini daha semiz hâle getirebilmenin yollarını aramaya koyulmuş. Düşünmüş, taşınmış, sonunda
İlahi beyana göre insan, yaratılmışların en şereflisidir. Gök ehlinin sakinlerinden olan meleklerden de ulvi/yüce, aynı zamanda da
Kültür için, bir milletin maddi ve manevi hayatına dair özelliklerinin nesilden nesile, yenilene yenilene devam ederek gelecek nesillere
Sanatçı Ali Ekber Çiçek’in Erzincan dolaylarından derleyip içli sesiyle söylediği, yürekleri burkan bir türkü “Şu yüce dağları
Bu caddenin adı neydi, bu yol nereye çıkardı? Bu caddede ne çok şey değişmiş böyle? Yıllar öncesinde, dört